aslında bu başlık biraz hafif kaldı. çabalamaktan ziyade hem bir anlaşma hem bir çekişme içindeyiz annenle. anlaşma şöyle; bir ismini ben koyacağım, diğerini annen koyacak.
anlaşmamıza göre ikimiz de isim listesi hazırlayacağız ve diğerinin karşısına çıkıp listelerden oybirliği içinde iki ismini belirleyeceğiz.
elbette bu "oybirliği" hali için belli başlı kriterlerimiz var. örneğin; en önemli kriterlerden biri (annen için) isminin uluslar arası bir geçerlilik taşıması. yani, yalnız türkiye'de değil, herhangi bir ülkeye gittiğinde ismine bağlı olarak bir "yabancılık" hali yaşamaman.
benim için ise "anlamı" en az bunun kadar önemli. annenle mutabık olduğumuz kriter ise fonetik; kulağa hoş gelmeli ismin :)
çekişmemize gelelim;
???
benim listemdeki isimlerin şimdilik şöyle;
armağan
yıldız
hayat
masal
sela
*bu mektup sen daha annenin karnında 3-4 aylıkken yazılmıştı.
20 Eylül 2016 Salı
zaman, yalnız tanrı'nın bildiği bir sihirdir
aslında yaşadıklarımız tüm çıplaklığıyla hafızamda yer etmedi. fakat böyle durumlarda belli anlar vardır ki insanı vuruverir. işte öyle bir anda, ne kadar çok büyüdüğünü ve ne kadar çok zamanın geçtiğini anladım doğduğun günden beri. zaman mefhumunu ilk defa evladımla, o anda seninle ölçtüm hâttâ tanımladım.
hayal-meyal hatırlıyorum; bir çift ile karşılaşmıştık seninle bir kaldırımda yürürken. "ne kadarlık" olduğunu sordular.
-bugün 16 aylık oldu
derken gülümsemiştim. neden gülümsemiştim bilmiyorum. belki yalnız konuşma görgüsü, terbiyesi nedeni ile.
fakat o gülümseme konuşma biter bitmez bir sorgulamaya dönüştü. ağzımdan bir çırpıda çıkan o tümce, adeta bir şarkı sözü nakaratı gibi yapıştı da kendi kendime "16 aylık" diye sayıkladım durdum bi' süre.
sayıklarken senin dünyaya gelmeye niyetli olduğun haberini aldığımız günden o güne şöyle hızla bir geçti gözlerimin önünden zaman. zaman dediysem aslında sen ve annen.
onaltı deyince ebeveynliğin beraberinde getirdiği ciddiyet ve ağırlığın bir kat daha arttığını hissettim omuzlarımda.
-onaltı. onaltı. düşünsene onaltı.
deyince sanki 16 yaşına gelmişsin gibi hissettim. sanki 16 yıl geçmişti de kocaman olmuştun o gün.
kızım; zaman, yalnız tanrı'nın bildiği bir sihirdir. hayatta mutlu olmaya bak e mi güzeller güzelim? fakat yine de unutma, mutlu olduğun anlar olacağı gibi, kederin içinde boğulduğunu hissedeceğin zamanların da olacak. bunu unutmazsan mutlu olduğun her anı daha doya doya yaşayacaksın.
baban (20.09.2016)
hayal-meyal hatırlıyorum; bir çift ile karşılaşmıştık seninle bir kaldırımda yürürken. "ne kadarlık" olduğunu sordular.
-bugün 16 aylık oldu
derken gülümsemiştim. neden gülümsemiştim bilmiyorum. belki yalnız konuşma görgüsü, terbiyesi nedeni ile.
fakat o gülümseme konuşma biter bitmez bir sorgulamaya dönüştü. ağzımdan bir çırpıda çıkan o tümce, adeta bir şarkı sözü nakaratı gibi yapıştı da kendi kendime "16 aylık" diye sayıkladım durdum bi' süre.
sayıklarken senin dünyaya gelmeye niyetli olduğun haberini aldığımız günden o güne şöyle hızla bir geçti gözlerimin önünden zaman. zaman dediysem aslında sen ve annen.
onaltı deyince ebeveynliğin beraberinde getirdiği ciddiyet ve ağırlığın bir kat daha arttığını hissettim omuzlarımda.
-onaltı. onaltı. düşünsene onaltı.
deyince sanki 16 yaşına gelmişsin gibi hissettim. sanki 16 yıl geçmişti de kocaman olmuştun o gün.
kızım; zaman, yalnız tanrı'nın bildiği bir sihirdir. hayatta mutlu olmaya bak e mi güzeller güzelim? fakat yine de unutma, mutlu olduğun anlar olacağı gibi, kederin içinde boğulduğunu hissedeceğin zamanların da olacak. bunu unutmazsan mutlu olduğun her anı daha doya doya yaşayacaksın.
baban (20.09.2016)
sen ben o biz siz onlar
bugün biraz bizden, annenden ve benden, söz etmek isterim. tabii annen, bu yazdıklarımdan bihaber diye kesinlikle dedikodu yapmış olmuyoruz. seni temin ederim erkekler dedikodu yapmaktan hoşlanmaz (kuyruklu yalan, hem de çok uzun kuyruklu). cinsiyetini henüz bilmiyorum fakat bunu şimdiden ikinci bir nasihat olarak yazayım istedim. cinsiyetin demişken; aslında önemli de değil, zira iki ihtimal var ve sonuç olarak benim evladım olduğun gerçeğini değiştirmiyor her ikisi de. cinsiyetin hakkındaki görüşlerimi daha sonra ayrıntılı şekilde yazacağım.
ne diyordum? evet biz. tabii önce annen. annenin en kısa sürede öğreneceğin birkaç özelliği vardır. bulunduğu insan topluluğu içinde onu ayırd etmek çok kolaydır. zira insanî nitelikleri
- önemli not: bu noktaya kadar okudukların 24.06.2014 tarihinde yazılmıştır. bundan sonrası ise 20.09.2016'da yazılmıştır.
annenin insani nitelikleri diyordum; enteresandır. yani hepsi, ingilizler'in deyimiyle "the whole package". sezgilerine çok güvenir (acaba sezi mi demeliydim?) yani güvenirdi. belki de hâlâ güveniyor fakat bana pek yansıtmıyor. sanırım aradan geçen bu kadar zamanda - 2 yıl 2 ay, dile kolay - annen hatırı sayılır şekilde değişti. daha açık ve net ifade edecek olursak; bana benzedi.
"körle yatan şaşı kalkar" demiş eskiler, tecrübe ile sabit. elbette "benim iyi-kötü ne karakteristiğim varsa aldı" diye yersiz bir iddiam olamaz. beğendiklerini, sevdiklerini aldı, yoğurdu ve ekledi karakterine. aklından çok yüreğine kulak verirdi eskiden. şimdi mi? yüreğine yine kulak veriyor elbette. fakat yüreği kadar aklını da dinliyor artık. bunun gibi birçok değişimden bahsedebilirim.
ben de değiştim. ben de o'na benzedim. o hiç farkında değil lâkin.
hayat değiştiriyor hepimizi. sen de değiştin kızım. doğduğun gün başlayan hayatın, seni şekillendiriyor. aslında sen, hayatının her anında seni şekillendiriyorsun. biz mi? biz yalnızca senin bu dünyaya gelmene aracı ve şeklini bulmanda kılavuzun ve tanıkların olabiliriz.
yine de annenin küçük prensesi, benimse uğurböceğimsin, sakın unutma.
baban (20.09.2016)
ne diyordum? evet biz. tabii önce annen. annenin en kısa sürede öğreneceğin birkaç özelliği vardır. bulunduğu insan topluluğu içinde onu ayırd etmek çok kolaydır. zira insanî nitelikleri
- önemli not: bu noktaya kadar okudukların 24.06.2014 tarihinde yazılmıştır. bundan sonrası ise 20.09.2016'da yazılmıştır.
annenin insani nitelikleri diyordum; enteresandır. yani hepsi, ingilizler'in deyimiyle "the whole package". sezgilerine çok güvenir (acaba sezi mi demeliydim?) yani güvenirdi. belki de hâlâ güveniyor fakat bana pek yansıtmıyor. sanırım aradan geçen bu kadar zamanda - 2 yıl 2 ay, dile kolay - annen hatırı sayılır şekilde değişti. daha açık ve net ifade edecek olursak; bana benzedi.
"körle yatan şaşı kalkar" demiş eskiler, tecrübe ile sabit. elbette "benim iyi-kötü ne karakteristiğim varsa aldı" diye yersiz bir iddiam olamaz. beğendiklerini, sevdiklerini aldı, yoğurdu ve ekledi karakterine. aklından çok yüreğine kulak verirdi eskiden. şimdi mi? yüreğine yine kulak veriyor elbette. fakat yüreği kadar aklını da dinliyor artık. bunun gibi birçok değişimden bahsedebilirim.
ben de değiştim. ben de o'na benzedim. o hiç farkında değil lâkin.
hayat değiştiriyor hepimizi. sen de değiştin kızım. doğduğun gün başlayan hayatın, seni şekillendiriyor. aslında sen, hayatının her anında seni şekillendiriyorsun. biz mi? biz yalnızca senin bu dünyaya gelmene aracı ve şeklini bulmanda kılavuzun ve tanıkların olabiliriz.
yine de annenin küçük prensesi, benimse uğurböceğimsin, sakın unutma.
baban (20.09.2016)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)