aslında yaşadıklarımız tüm çıplaklığıyla hafızamda yer etmedi. fakat böyle durumlarda belli anlar vardır ki insanı vuruverir. işte öyle bir anda, ne kadar çok büyüdüğünü ve ne kadar çok zamanın geçtiğini anladım doğduğun günden beri. zaman mefhumunu ilk defa evladımla, o anda seninle ölçtüm hâttâ tanımladım.
hayal-meyal hatırlıyorum; bir çift ile karşılaşmıştık seninle bir kaldırımda yürürken. "ne kadarlık" olduğunu sordular.
-bugün 16 aylık oldu
derken gülümsemiştim. neden gülümsemiştim bilmiyorum. belki yalnız konuşma görgüsü, terbiyesi nedeni ile.
fakat o gülümseme konuşma biter bitmez bir sorgulamaya dönüştü. ağzımdan bir çırpıda çıkan o tümce, adeta bir şarkı sözü nakaratı gibi yapıştı da kendi kendime "16 aylık" diye sayıkladım durdum bi' süre.
sayıklarken senin dünyaya gelmeye niyetli olduğun haberini aldığımız günden o güne şöyle hızla bir geçti gözlerimin önünden zaman. zaman dediysem aslında sen ve annen.
onaltı deyince ebeveynliğin beraberinde getirdiği ciddiyet ve ağırlığın bir kat daha arttığını hissettim omuzlarımda.
-onaltı. onaltı. düşünsene onaltı.
deyince sanki 16 yaşına gelmişsin gibi hissettim. sanki 16 yıl geçmişti de kocaman olmuştun o gün.
kızım; zaman, yalnız tanrı'nın bildiği bir sihirdir. hayatta mutlu olmaya bak e mi güzeller güzelim? fakat yine de unutma, mutlu olduğun anlar olacağı gibi, kederin içinde boğulduğunu hissedeceğin zamanların da olacak. bunu unutmazsan mutlu olduğun her anı daha doya doya yaşayacaksın.
baban (20.09.2016)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder