17 Haziran 2014 Salı

ilk ebeveynlik dürtüleri - koruma ve kollama

yavrucuğum, hatırlıyorsun değil mi? önceki yazılarımdan birinde toplumun annelik ve babalık kurumlarına bakışına dair bir eleştiri getirmiştim. işte şimdi onu biraz açacağım.

aslında bugün; 17.06.2014 salı, üçüncü ay kontrolü için hekim teyzene gitmeyi planlıyorduk. son gidişimizden bugüne dört haftayı neredeyse doldurmuş olacaktık. bu kontroller rutin hale getirilmiş. seninle sayende öğreniyoruz işte bunları :)

sadede geleyim. bugün gitmeyi planlıyorduk fakat geçen hafta perşembe günü (12.06.2014) biraz da apar topar gittik. apar topar gittik zira o çarşambayı perşembeye bağlayan gece annenin ateşi 38.1 derece oldu. yüksek ateşin yanında, annen bacak kemiklerinde ve başında ciddi ağrı çekiyordu. titreme ve üşüme hissi ve hareketlerinde yavaşlama ise diğer belirtiler arasında ateşten sonra en tedirgin edici olanlardı. açıkçası çok endişelendim. annen biraz nane molladır zaten, fakat bu farklı geldi. telaşlanmış olsam da "birilerinin soğukkanlı ve dirayetli olması gerekliliği kuralı" aklımdan çıkmadı. bir yandan kafamda 1001 soru volta atarken diğer yandan anneni "aklına düşen kötümser düşünceler"den uzaklaştırmaya çabalıyordum.

annene grip olduğunu, tüm belirtilerin buna işaret ettiğini söyledim. çoğu zaman bu ve benzeri nitelikte ve içerikteki sebep-sonuç tipi akıl yürütmelerime güvense de henüz tanışmaya başladığı annelik içdürtüleri, biraz karakterinin de etkisiyle "başka bi' şey olmasın?" ya da "sanki farklı bi' şey" gibi cümleler kurduruyordu. "karakterinin de etkisiyle" dedim, bunu biraz açayım; zaten yavaş yavaş tanıyacaksın fakat şimdiden bilmende fayda görüyorum, annen bu tip durumlar ve bağlamlarda pesimist yani kötümser yaklaşanlardandır.

anneannen bu durumları yaşamış, deneyimli biri olduğundan ona danışmaya karar verdik. anneni hemen soğuk suyun altına sokmayı önerdi ve uyguladı. banyodan çıktığında annen rahatlamış, ateşi biraz da olsa düşmüştü. hareketleri yeterince hızlı olmasa da belirgin yavaşlık gözlenmiyordu. fakat bu durum uzun sürmedi. yaklaşık üç saat sonra annen yine üşümeye, titremeye ve vücudunun belli yerlerinde şiddetli ağrı hissetmeye başladı. bu üç saat boyunca, bir yandan anneni gözlemlerken diğer taraftan alternatif yollar tespit etmeye odaklandım. bu yollardan biri de hekim teyzene danışmaktı. bu yola saptım zira ikinci ateş ve ağrı dalgası birinciden farksızdı. diğer belirtiler de tekrar gözlemlenebilir olduğundan vakit kaybetmeden hekim teyzeni aradım.

telaşsız fakat ciddi bir ses tonu ile annenin durumunu anlattım. "annemizin grip geçirdiğini tahmin ediyorum" dedi ve ekledi; "ateş, gebelikte istemediğimiz bir şeydir, önce ateşini düşürelim". öyle de yaptık. nasıl olduğunu büyüyünce anlatırım. ancak konuşmamız sırasında senin nasıl olduğunu merak ettiğimizi, aslında gelecek hafta üçüncü ayı dolduracağın için gelmeyi planladığımızı fakat içinde olduğumuz durum nedeniyle yarın gelmek istediğimizi söyledik. sabah saat onbir için randevulaştık.

o gece sabaha kadar uyku girmedi gözüme. annen üstünü örtmesin, ateşi yükselmesin diye bir gözüm hep açıktı. tamam itiraf ediyorum; sabaha karşı dayanamamış, ikinci gözümü de dinlendirmeye başlamışım.

annen sabah kalktığımızda daha iyiydi. vücut sıcaklığı düşmüş, normale gerilemişti. sanırım bir rahatlama ve mutlu olma anıydı benim için. yine de hekim teyzene gidene kadar içimi bir şeyler kemirdi.

giderken annen yarı pesimist yarı optimist bir heyecan içindeydi; "çocuğumuza bi' şey olmamıştır değil mi hayatım?" o gün, otomobilimizin içinde hekim teyzene giderken anladım ki annen seni tekrar görebilmek için dünyaları verirdi. hâttâ canını bile.

görüşmemiz başlar başlamaz hekim teyzen annenin tedirginliğini hissetti. onu iyi gördüğünü söyleyip biraz sakinleştirdikten sonra seni görmek üzere diğer odaya geçtik.

açıkçası kocaman olmuşsun. ultrasonun nimeti, seni bize ifşa etti. bedenini, bir insan bedeninin minyatürü şeklinde görebildiğim an gülümsedim. annen güvercin tedirginliğinde bakışlar attı senin olduğun ekrana ve...

hareket ettin. evet, hem de öyle hareket ettin ki bir anda gülüşmelerle yankılandı oda.

fakat burada önemli olan yaptığın hareketin niteliği babacığım. ne mi yaptın? türkçe'deki "kıçını dönmek" fiilinin hakkını verdin.

açıkçası hayatım boyunca birinin bana kıçını dönmesine bu kadar sevinmemiştim.

sen çok yaşa e mi!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder